29 Ocak 2009 Perşembe

Cem Adrian


``ya kendin dikebilirsin ya da hiçkimse eline yalnızca biir iğne,bir iplik verebilirim ``dedi Tanrı.

Hayatımı değiştiren sözlerdi bunlar belki de.
bir insanı nasıl tarif edebilirsiniz? Eğer bir de bu insan Cem Adrian gibi biriyse işiniz çok daha zor demektir.
Bir ses insana huzur verirken aynı zamanda da hüzünlendirebilir mi? Kesinlikle evet iye cevaplayacağım bu soruyu. Dinlemek değil,hissetmek gerek aslında onu. Dinlerseniz sadece gelip geçecektir çünkü, hissetmeniz, onu tamamen içinize işletmeniz gerekiyor.

Emir albümü baktığınızda tamamen saf benliği ile Cem'i gösteren bir ayna olmuş. Albüm kapağı da bunu en güzel anlatan örneklerden biri. Her şeyden arındırılmış, çırılçıplak bir benlik...

Dedim ya onu tarif etmek zor. Bunun en kolay yolu onu kendi sözleriyle anlatmak bence, çünkü o neyse şarkıları da o, o ne hissediyorsa şarkıları da onu hissettiriyor.
Sonsuz saygılarım seninle Cem Adrian.....

"Yolları, duvarları geç yavaş yavaş…
Giderken bu kentten bir piç gibi bırak yalnızlığını…
Ve o siyah saçlarını kes yavaş yavaş…
Giderken, terk ederken savur yüzüne yalnızlığının…"

27 Ocak 2009 Salı

Özgeçmiş gibi...

belki kendimi tanıtmak adına,belki de..... öyle işte...

9 nisan 1990... önümde zorlu bir hayatın olduğunu, neler yaşayacağımı henüz bilmeden hayata gözlerimi açmışım. birinci sınıf, ikinci sınıf derken zorlu dönemler o zaman başlar.... babamın borç batağı içine girmesi, evimizi satmamız, okul değişikliği....
ikinci sınıftan sonra 4yıl boyunca devam ettim aynı okulda , yavaş yavaş toparlandık her şey düzene giriyor derken,anne terk eder gider.... zorlu dönemlere tekrar merhaba. ortaokulu bitirmiştim, son 2 yılı da başka yerde okuyarak. lise hazırlıkları,ergenlik dönemleri, aile baskısı, annesiz bir hayata alışma çabaları derken öyle böyle lise de biter.
şans bu ya (kimilerine göre başarı) üniversite başlar şimdi de. kendimi bulduğum, özgür hissettiğim yıllara merhaba diyorum artık koskoca bir dönemi geride bıraktım,bazen zorluklarla, bazen neşeyle, bazen ise eğlenceyle...

bundan ibaret işte koskoca 19 yılım. iki üç satıra sığabiliyor aslında. ama derinlere indiğim zaman resmen boğuluyorum,kendimi kaybediyorum bazen...

geriye bakmak yok,geleceğe bakıyorum şimdi. selam ola umutlarım,selam ola..!

Anne....


isterdim iyi şeyler yazmak.... ona ne kadar minnettar olduğumu,onu ne kadar sevdiğimi söylemek....
ama sizi bırakıp giden bir anne için bunları söyleyebilir misiniz?
söyleyemiyorum ben de işte,içimden gelmiyor...
2002 yılından bu yana beni sevgiyle kucaklayan anne sevgisinden yoksunum.
bunu yaşamayan bir kişi için bu duyguları hissetmek imkansız.
ayda yılda bir gerçekleşen,bir iki günlüğüne olan formalite görüşmeler bile can sıkıcı oluyor bir müddet sonra. bir anneden nefret etmek nasıl bir duygudur,hissedebilir misiniz?
işte ben bunu yaşadığım her an hissediyorum.
kaç yıl boyunca söyleyemedim bir annemin bile olmadığını,beni terk edip gittiğini. herkes dışarı çıkmak için annesinden izin alırken ben onu yapamadım. veli toplantılarına herkesin annesi gelirdi,benimki değil...
sahte gözyaşları,kendi varlığını hissettirecek davranışlar boş geliyor artık.
bir annenin samimiyetine güvenmekte hiç zorlandınız mı?
bir anne çocuğunu özlemeden,onun sesini duymadan uyuyabilir mi?
bir anne kendi yetiştirmediği çocuğunun başarılarıyla övünmeyi hakediyor mu ?
peki bir çocuk tüm bu olanlardan sonra annesinin varlığından rahatsız olabilir mi?
işte ben oluyorum....

Anne! seni sevmiyorum...!

20 Ocak 2009 Salı

başlıksız




iyi geliyor aslında yazmak,her ne kadar bunu pek beceremesem de...

İzmir'e geldiğimde artık bazı şeyler yoksun olduğumu hissediyorum. hani insan önemsenmediği veya hatırlanmadığı hissine kapılır ya,öyle işte.

Özlüyorum aslında,hem de çok. ama bir kaç gün beraber olmak da özlemimi doyurmama yetiyor. uzaklaşmak ne de güzel geliyormuş oysa... bunun şimdi fakına varmak her ne kadar pek hoş olmasa da...

mis gibi deniz kokusu,sıcacık boyozun tadı,insanın içine işleyen ince rüzgarı... şimdi ise denizden uzak olmak,boyozun tadını alamamak,ince rüzgar yerine buz gibi tokat atarcasına çarpan rüzgarı seviyorum.

Isparta'm. kendimi bulduğum,özgür hissettiğim şehrim..
9 şubatta,merhaba Isparta!

19 Ocak 2009 Pazartesi

Medcezirler

bazen kendimi dipsiz bir kuyu içinde hissediyorum. bazen ise öyle bir kalabalıkta hissediyorum ki nefes bile alamıyorum.
bir şarkının nakaratında buluyorum bazen kendimi. belli zamanlarda,sürekli aynı şeyi tekrarlayan.
bazen ise öyle bir an geliyor ki sanki hiç kimsenin bilmediği bir melodiymişim gibi özel hissediyorum.
oysa içimdeki sevgi dolup taşarken ne de güzeldi inişleri çıkışları yaşamak. ya ağlatırdın beni,ya da güldürürdün. tebessümü yakalamak öylesine zordu ki...